top of page

Öz / The Element ve Evrencan Gündüz

  • Dec 12, 2017
  • 2 min read

Hızla bir senenin daha sonuna geldik ve iyi dileklerle yeni bir seneye gireceğiz. Bu vesileyle seneye yine müzikle veda etmek istedim ve son zamanlarda bol bol izlediğim Evrencan Gündüz’ü paylaşmak, bana hissettirdiği ve düşündüklerini sizinle paylaşmak istedim. Sosyal medyayı iyi kullanan genç sanatçı Evrencan Gündüz’ü bu sene keşfettim. Gerek bazen tek başına, bazen de aynı derece harika yorumcularla yaptığı güzel cover’ları, gerekse kendi şarkılarını keyifle ve ustalıkla yorumlaması bana da büyük keyif verdi. Koşa koşa bir konserine de gitme fırsatı buldum. Sizlerin de izlemenizi ve takip etmenizi öneririm. Bununla beraber bu yazının amacı Evrencan’ı tanıtmaktan daha öte, Evrencan’ı izlerken ne gördüğümü sorguladım. Bir kere o temiz yüzlü suratında iyilik gördüm, bilmiyorum katılır mısınız ancak insanların yüzünden ve enerjisinden bunun anlaşılabileceğini düşünüyorum, Allah yanıltmasın :-) Bundan daha da önemlisi işini yaparken aldığı büyük keyfi ve bunu karşı tarafa aktarabildiğini gördüm! Her videoyu izleyin, tutkusuyla işini birleştirebilmiş birisini görüyorsunuz. Zaten kendisini sokak çalgıcısı olarak tanımlayan ve zaman zaman sokakta çalarken kazandığı paraları ihtiyacı olanlarla paylaşan birisinden bahsediyoruz.


Bu paylaşımda üstünde durmak istediğim tam da bu tutku! Bugüne kadar okuduğum ve en çok etkilendiğim kitaplardan biri eğitimci Ken Robinson’ın “The Element” kitabıdır. Türkçe’ye Öz olarak çevrildi. Kitap, kısa ve hiç unutmayacağım bir hikaye ile başlıyor. Kısaca özetlemek gerekirse 1930’larda Gillian adında bir öğrencinin okulda yaşadığı zorluklar ve derslere konsantre olamaması nedeniyle okul durumu kızın ebeveynlerine aktarır ve kızlarını başka bir okula almalarını ister. Anne kızını bir psikoloğa götürür, psikolog birkaç soru sorduktan sonra anne ile beraber odadan çıkar ve kızı odada bırakır. Çıkarken ise radyoyu açar. Sonra anne ile beraber odanın dışından odanın içini gizlice izlerler ve Gillian’ın dans etmeye başladığını görürler. Psikolog anneye döner ve “Kızınızın bir sorunu yok, sadece onu dans okuluna götürün” der. Kendisini hareketle, dansla ifade edebilen bu kız, ileride önce bir dansçı olur, daha sonra ise Andrew Lloyd Webber’in Cats ve The Phantom of the Opera’nın koreografilerini yaparak dünya çapında büyük bir başarı elde eder. Neyse ki kendisine haksız yere hiperaktif denilip ilaç verilmemiş, yeteneği ve tutkusu keşfedilmiştir.


Kitapta Element’inizi/Özünüzü bulmaktan bahsediliyor. Peki bu nedir? Bir şey yaparken kendinizi unuttuğunuz an, saatlerin nasıl geçtiğini fark etmediğiniz zaman özünüzü bulmuşsunuz demektir. Önce bunu bulmak, sonra bunu bir işe çevirmek gerekiyor. Elbette bu tozpembe bir yol değil, buna yönelik de kitapta birçok örnek var. Paulo Coelho’nun yazar olmaması için ailesinin kendisini defalarca akıl hastanesine yatırıp vaz geçirmeye çalıştığını biliyor muydunuz?? Ancak o tutkusundan vazgeçmeyip bugün hepimizin tanıdığı yazar Paulo Coelho olmayı başarabildi. Onlarca örnek ve hikaye için hepinizin kitabı okumasını içtenlikle öneririm.


Yeni yıl için ise benim hayalim; hepimizin Evrencan gibi şarkı söylerken, Gillian Lynne gibi dans ederken/ettirirken, Paul Coelho gibi yazarken hissettiği tutkuyu bulmamız ve Öz’ümüzde yaşamamız, çocuklarımızı Öz’lerinde yaşatmamız!


Unutmayın , “Sevdiğiniz işi yaparsanız bir gün bile çalışmamış sayılırsınız” - Konfiçyüs...


 
 
 

Comments


Seçilmiş Paylaşımlar
Son Paylaşım
Arşiv

© 2016  sinemeyolculuk

bottom of page